Araştırmalara göre deneyim satın almak, ürün satın almaktan çok daha değerli çünkü insanları daha fazla mutlu ediyor. Ünlü psikoloji profesörü Dr. Thomas Gilovich, 20 yılı aşkın süredir para ile mutluluk arasındaki ilişkiyi inceliyor ve karşılaştığı sonuçlar oldukça ilgi çekici. Bu sonuçlara ve konunun bilimsel yönüne daha sonra tekrar geleceğiz. Şimdilik, eşyaların değil de deneyimlerin neden bu kadar mutlu edici olduğu ile alakalı fikir yürütelim.

Mutluluk Ayağınıza Gelsin İstiyorsanız Deneyimlere Yönelin

İnsan bilinci, deneyimlerden oluşur. Aile, ilk arkadaş, ilk aşk, ilk öğretmen, ilk izlenilen film, ilk gidilen konser, ilk tırmanılan dağ, ilk rol alınan tiyatro, ilk lunapark heyecanı… Bu kavramlar, her zaman bilincin bir köşesinde, ekstrem durumlar söz konusu değilse, mutlu anılar olarak saklanır. Çocukluğunu geçirdiğin yeri uzun zamandır görmediysen ve oraya tekrar gidersen, basitçe mutlu olursun.

Eşyalar ise sadece anlık mutluluk yaratır. İstediğin şeyi satın aldıktan sonra gelen kafa karışıklığı tam olarak bu nedene bağlı diyebiliriz. O güne kadar o eşyayı istiyordun ve onun arzusu bir heyecan yaratıyordu; fakat o his artık gitti. Eşyaya sahip olduğun an, ona ulaşmaya çalışırken yaşadığın heyecan ortadan yok oldu. Endişelenmeye gerek yok, bu gayet normal. Anlık mutluluğun tadını çıkar. Mutluluk uzun süre boyunca devam etsin istiyorsan, onu eşyada değil deneyimlerde ara. Araştırmalar da bunu gösteriyor.

Neden Deneyimler, İnsanı Ürün Satın Almaktan Daha Mutlu Hissettiriyor?

Amerikalı psikoloji profesörü Dr. Thomas Gilovich, atalarımızın “para ile saadet olmaz” diyerek özetlediği para ile mutluluk arasındaki ilişkiyi, 20 yıldan fazla bir süredir araştırıyor. Bu konu üzerinde çalışırken deneyimleri kıyaslamaktan geri kalmıyor. Birçok yaş ve kişilik grubundan yaptığı araştırmalar, basit bir gerçeği bize gösteriyor: Eşya satın almak, kısa süreli bir mutluluk sağlıyor. Yani bir televizyon aldığında seni mutlu edecek ama sadece o anlığına. Deneyim yaşadığında ise -mesela Van Gölü Ekspresi ile Van Gölü’ne yolculuk etmek gibi- hayatının herhangi bir anında dönüp hatırlayabileceğin bir mutluluk noktası oluşuyor.

San Francisco Eyalet Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Ryan Howell, asistan olduğu zamanlarda 35 yıl boyunca devam eden benzer bir araştırmada görev almış. “İhtiyaç Memnuniyetinin Psikolojik Açıdan Belirlenmesi” başlığı ile özetleyebileceğimiz bu araştırmanın sonuçları, daha çok para kazanmanın insanı mutlu etmediğini göstermiş. Kazanılan paranın dönüştüğü deneyimler, mutluluğu getiren asıl etmenmiş. Yani mutluluk için ne kadar para kazandığın değil, ne kadar deneyim biriktirdiğin önemli.

Profesör Gilovich, eşya satın almak ile deneyim satın almanın kazandırdığı mutluluk farkını üç temel noktaya bağlıyor.

  • Alışma süreci
  • Yükselen beklenti
  • Karşılaştırma

“Artık Benim Oldu” Dediğiniz An Kaçan Heves: Sahip Olma Paradoksu

Temel gereksinimlerin dışında neden bir şeyler satın alma ihtiyacı duyarız? Kendimizi iyi hissetmek için… Kendimizi farklı hissetmek için… Karakterimizi tamamlamak için… Birçok neden bulabiliriz ama temelde iki dürtü bizi harekete geçirir: Sahip olma ve mutlu olma dürtüleri. Fakat bir ürün satın alırız ve kısa süre içinde o ürün bizim için önemsizleşir. Yani mutluluk tek seferlik ya da kısa sürelidir. Cep telefonuna, televizyonuna, bilgisayarına ya da gitarına bir süre sonra ilgi göstermemenin sebebi budur. Bir yerlerde elindekinden daha iyisi vardır ve ona ulaşman gerekiyordur.

Gilovich’in satın alma paradoksu olarak tanımladığı sav, araştırmaya katılmış deneklerin analizleri doğrultusunda bize şunları söylüyor: Satın aldığımız eşyaya hemen alışırız ve ardından onu yükseltmeyi düşünmeye başlarız. Ayrıca satın aldığımız eşyaları, başkalarının eşyaları ile karşılaştırma eğilimimiz vardır. Tüm bu eğilimleri uzun bir döneme yayınca, mutlu olmak için eşya satın almanın insanı bir tüketim döngüsüne götürdüğü ve sonuçta arzu edilen mutluluğun bir doyumsuzluğa dönüştüğü görülebilir. Günümüzün tüketim çılgınlığında, pazarlama sektörünün düzenli aralıklarla gönderdiği uyarıcılara insanın ruhunu kaptırması çok kolay.

Peki, içten içe neden maddi değeri olan şeylere yöneliyoruz? Cevabı basit: Beynimiz materyalist ve deneyimin tek seferlik olduğunu düşünüyor. Eşyaları ise bir maddi kazanç ve sürekli kullanabileceğimiz bir şey olarak görüyor. Böylece eşya satın almak, bize daha değerli bir şeymiş gibi geliyor.

Mikrofon Beyinde: “Yeni Şeylere Her Zaman Açım”

Beyin, her zaman yeniliklerin peşinde koşar. Rutinlerin içimizi sıkması bu yüzden. Her sabah aynı saatte işe gitmek, öğle yemeğini benzer saatlerde yemek ve aynı kişilerle konuşmak zaman zaman bize yıpratıcı gelir. Rutinlerin olması rahatlatıcıdır ama beynimiz heyecan aramaktan asla vazgeçmez. Sonra kendimizi yeni bir şeyler alırken buluruz. Yeni bir ayakkabı alınır, belki bir tişört ya da bir mont, değişen görünüş rutini kırar ama kısa süreliğine. British Columbia Üniversitesi’nden akademisyen Dr. Elizabeth Dunn, bu duruma “mutluluk birikintisi” diyor. Tıpkı küçük bir su birikintisi gibi, yeni bir şey aldığımızda bir mutluluk birikintisi oluşturuyoruz. Ama o mutluluk hemen uçup gidiyor. Geride küçük bir boşluk kalıyor. Onu tekrar doldurmak istiyoruz ve yeni bir şeyler alıyoruz. Birikinti büyüdükçe aldıklarımız da çoğalıyor ama mutluluk, her zaman uçup gidiyor.

Beynimiz, yeni deneyimi ise sonradan incelenmek üzere ayırır. Heyecan, mutluluk ve sevgi yönünden zengin anılar aklımıza tekrar ve tekrar gelir. Her tekrarda, yeni bir ayrıntıyı keşfederiz. Deneyimler, kişiliğimizi oluşturur, ne kadar pozitif olurlarsa karakterimizi o kadar geliştirir. Bizi biz yapan, gördüğümüz insanlar, yerler; dinlediğimiz ve anlattığımız hikayeler, hissettiğimiz duygular ve yaşadığımız deneyimlerdir. Satın aldığımız 5+1 sinema sistemi değil! Kim bilir, Black Mirror gibi futurist dizilerin deneyime sürekli atıfta bulunması belki de bu yüzden. Gelecekte, deneyim her şeyden öncelikli olacak.

Ürün Satın Almak vs Deneyim Satın Almak [İnfografik]
Yazar

Bir Yorum Yazın